19 Kasım 2016 Cumartesi

Modern Finans'ın Osmanlı Versiyonu : Para Vakıfları.

Oturduğunuz evden başka bir mülkünüz yok, ama borç paraya ihtiyacınız var ve faize de bulaşmak istemiyorsunuz.

Çok parası olan ve sizin gibi faiz hassasiyeti olan birine gidiyorsunuz ve durumu anlatıp borç para istiyorsunuz. 
O da sahip olduğunuz evi peşin paraya satın alıp, size vadeli olarak satıyor. Ya da hiç mülkünüz yoksa parası olan kişi sahip olduğu arabasını size vadeli olarak satıyor ve bu arabayı sizden peşin olarak satın alıyor. Alım satım formaliteden yapılıyor. Hatta alım satıma konu edilen malın gerçek değerinin de bir önemi yok. Önemli olan sizin ihtiyacınız olan paranın miktarı. Her iki durumda sizin cebinize mesela 1.000 TL nakit girdi, ama bir yıl sonra ödemek üzere 1.200 TL'lik senet imzalayıp karşı tarafa verdiniz.
Bu işleme İslami literatürde bey'ül ine deniyor.

Seçenek olarak finansör size evinizi sizden satın almayı, ihtiyacınız da olduğu için aynı evi size kiralamayı öneriyor. Siz de satış bedelini alıp, oturduğunuz eve anlaşılan tutardan kira ödemeye başlıyorsunuz. Parayı vadesinde geri ödeyip eve tekrar sahip oluyorsunuz. Bu süre zarfında finansör evinizi başkasına satamıyor, ancak kira geliri elde ediyor.
Bu işleme İslami literatürde bey bil istiğlal deniyor.

İhtiyaç fazlası gayrimenkulunüz var ama nakde de ihtiyacınız var. Bu defa finansöre gidip gayrimenkulü satıyor karşılığında nakit para alıyorsunuz. Fakat bu satışa bir şart koyup, aldığınız parayı vadesinde iade edince gayrimenkulü geri alıyorsunuz. Finansör malınızı başkasına satamıyor, ancak bu süre zarfında maldan faydalanıyor. Bir nevi alacağına karşılık olarak evi rehin alıyor.
Bu işleme İslami literatürde bey bil vefa deniyor.

Faiz hassasiyeti, insanları yukarıda bahsedilen, tabiri caiz ise arkadan dolanma denilebilecek yöntemlerle borç para alış verişi yapma yollarına sevk etmiştir. 

Para vakıfları bir gayrimenkul malın değil de belirli bir paranın vakfedilmesiyle oluşan vakıf türüdür.
Osmanlı döneminde ilk para vakfı örneklerine II.Murat, Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde rastlanmaktadır.
Osmanlı mali piyasası 15. yüzyılda mevcut yöntemlere alternatif, yeni bir finansman yöntemiyle tanışmıştır. Hem ihtiyaç duyduğu parayı girişimciye sağlamak hem de bu işlemden elde ettiği geliri hayra harcamak amacıyla Osmanlı İmparatorluğu tabiatında ortaya çıkan para vakıfları, finans çevreleri tarafından kabul görmekle birlikte, faiz eksenli tartışmaları da beraberinde getirmiş, ancak hukuki dayanaklarla devlet tarafından desteklenince, Osmanlı topraklarındaki varlığını yüzyıllar boyunca sürdürmüştür.
Osmanlı döneminde eğitim, bayındırlık, sağlık hizmetleri ile dini ve hayri hizmetlerin büyük ekseriyeti para vakıfları tarafından finanse edilmiştir.

Mevcut faiz yasağı, para vakıflarını, bugün bankalar tarafından yapılan şekliyle kredi vermekten alıkoymuş, Karz-ı hasen, bidaa, mudaraba, muamele-i şeriyye, akara tebdil, bey ve istiglal seklindeki yöntemler çeşitli dönemlerde uygulanarak kredilendirme mekanizması sağlıklı bir biçimde işletilmiştir.

Muamele-i Şeriyye Usulü: “Kanuna uygun işlemler” manasına  gelen muamele-i şeriyye, para vakıflarının
Osmanlı tatbikatında kullandıkları en önemli işletme usulüdür. Halk arasında hile-i şer’iyye denen ve faiz kısmı sözde bir satıs işlemine bağlanan “muamele-i şeriyye” ler, sonraları “muamele” ve “murabaha” gibi terimlerle de ifade edilmeye başlamıştır.

Vakfiyelerdeki ve vakıf tahrir defterlerindeki kayıtlara göre, vakfedilen paraların işletilmesinde nema nisbetleri genelde %10’dur, istisnai hallerde bu oran %7’ye kadar düşebilmekte ya da %15’e kadar çıkabilmektedir. Nemalandırma müddeti ise bir yıl ile üç yıl arasında değişebilmektedir.

1456-1546 tarihleri arasında İstanbul’da kurulan vakıfların % 46,12’si, 18. Yüzyılda kurulan vakıfların % 31,77’si, 19. yüzyılda kurulan vakıfların % 56,81’i para vakfıydı. Bu vakıflarda vakfedilen paralar, ihtiyaç sahiplerine kredi verilmek suretiyle işletiliyordu. Bu dönemde bankacılık olmadığı için vakıf paralar ekonominin işleyişinde büyük katkılar sağlamıştır.

Para vakıflarından temin edilen krediler muamele-i şer'iyye usulü ile veriliyordu. Bu muamele ile yapılan işleme her ne kadar bazı ulemanın muhalefeti olsa da, şeyhülislam Ebussuud Efendi ve daha birçok fakih cevaz vermişlerdir.

Osmanlı’da kurulan Para Vakıflarındaki uygulama şöyleydi: “Faiz konusunda, Şeriyye Sicilleri'ndeki (devlet arşivi kayıtları) araştırmalara göre, yüzlerce kayıttan bir tespit var, X şahıs bankadan faizsiz! 100 lira para alır. Bir de bankadan 5 lira karşılığında sembolik olarak altın saat alır ve bu altın saati tekrar bankaya hibe(!) ederdi.”
Mesela, banka veznesindeki memur, banka sahibinin vekili hasebiyle, elindeki bir kalemi veya kitabı ya da saati, 100 altın kredi isteyen kimseye 9 altına veresiye satar; sonra istenilen miktarı borç olarak verir; böylece müşteri bankaya 109 altın borçlanmış olurdu.
Şeyhülislam Ebu Suud’un konuyla ilgili fetvası şöyle: 
Bir kişi, başka bir kişiden 1000 akçe borç istese 1000  akçeye bir kaftan ödünç verip bu kaftanı 100 akçeye sattım dese 100 akçeye satın aldığı kaftanı ödünç verene geri verse bu uygulama dinen yasal mıdır?
Cevap: Evet yasaldır... 

Kitaba uymak yerine kitabına uydurmak.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder