Bilişim güvenliği iki aşamalıdır. İlk aşama fiziki koruma,
yani bilgisayarı çaldırmayacaksınız. Eğer çaldırırsanız ne kadar sağlam bir
şifreniz olursa olsun, bir fayda sağlamaz.
Çünkü bilgisayarın bilgilerini
barındıran diski artık başkalarının elindedir. Eğer bir de yedekler aynı
bilgisayarın diskinde ise artık yapacak bir şey kalmıyor hırsızınızla
uzlaşmaktan başka, tabi hırsıza ulaşabilirseniz. Bu konuda yedeklemenin başka
bir ortama yapılması hatta bulut yedekleme çözümlerinin kullanılması etkili bir
yöntem olabilir.
İkinci aşama ise sağlam bir şifreleme ve erişim denetimidir.
Bilgiler yetkisiz erişimlerden ve zararlı yazılımlardan korunmalıdır. Bunun
için internet sitelerinden program indirirken ve özellikle bilinmeyen
sitelerden program indirirken ve mail ekinde gelen dosyalara dikkat etmek
gerekmektedir. Ayrıca işletim sisteminin otomatik güncellemesinin açık olması
ve bir de güvenlik duvarının aktif olmasını öneririm. Tabii ki anti virüs
yazılımı da şart.
Virüsten ve zararlı yazılımdan korunmanın, özellikle mail
ekinde gelen ve çok tehlikeli olan virüslerden korunmanın ilk aşaması
bilgisayarınızda yönetici olarak oturum açmamaktır. Her zaman sınırlı yetkili
olarak oturum açarsanız, zararlı yazılımlar sistem dosyalarına zarar
veremezler. Oturum açtığınız kullanıcıya ait dosyaları da düzenli olarak yedeklerseniz
gelebilecek zararları minimuma indirebilirsiniz.
Bunlar amatörce alınabilecek ve herkesin yapabileceği
önlemlerdir.
Gelelim bu işin komplo teorisi yönüne.
Bilgisayarların ve mobil cihazların beyni olan işlemciler
(CPU – Central Processing Unit) çoğunlukla ABD menşeli. Masaüstü
bilgisayarlarda Intel, mobil cihazlarda ise Qualcomm ve Apple en büyük işlemci
üreticileridir. Bu firmaların ürettiği işlemcilerde bir arka kapı (backdoor)
bırakmaları bana göre yüksek ihtimal. Zira dünya güllük gülistanlık değil. ABD de
en büyük hegemon. Maalesef bütün dünyayı paranoyaklar, kontrol etme zorbaları
yönetiyor.
Bu arka kapı olayı bütün donanımlar ve cihazlar için mümkün
olabiliyor. Örneğin internetin en önemli donanımı olan routerlar, güvenlik
duvarları, hatta artık internete bağlı olan bütün cihazlar örneğin kameralar, akıllı
arabalar bile bir arka kapı barındırabilir. Bu arka kapılardan habersizce
girenler bu donanım ve cihazlar üzerinden her şeyi yapabilirler. Hatta aklın
almayacağı bir kaosa bile neden olabilirler.
İşin yazılım boyutu da çok vahim.
Uygulamalar için platform olan işletim sistemleri (Windows,
Mac OS, Linux ve Unix dağıtımları),
en kritik verilerin barındırıldığı ve yönetildiği veri
tabanı yönetim yazılımları (Oracle, MS SQL Server, IBM DB2, SAP HANA,
MySQL, v.d.),
hatta uygulama geliştirilen yazılımlar (Microsoft Visual
Studio, Eclipse, v.d.), internet protokolleri (TCP/IP) bile çoğunlukla ABD
menşeli.
Bu endişe bir parça açık kaynak kodlu yazılımlarla
giderilebiliyor. Ancak kaynak kod açık bile olsa milyonlarca satır kodu kontrol
edebilmek ne kadar mümkün o da ayrı bir soru.
Yerli işletim sistemi olan Pardus bir Linux dağıtımı olan
Debian tabanlıdır.
Küçümsemek istemem ama bizim yapabildiğimiz Microsoft Visual
Studio programında bir form tasarlama, bu forma bir buton, bir metin kutusu,
bir datagrid, v.s. ekleyip Microsoft C# diliyle kodlama, MS SQL Server veri
tabanına veri yazma, silme ya da güncelleme yapabilmekten ibaret. Bu uygulama
da Windows üzerinde çalışıyor tabii ki. Ya da web tabanlı ise Microsoft IIS
veya Apache web sunucularında çalışıyor.
İnternete o kadar bağımlıyız ki, olmadığı zaman nerede ise
hayat duruyor. Bankacılık, e-Devlet uygulamaları, vergi beyannameleri, güvenlik
uygulamaları, yargı uygulamaları, v.s. internete son derece bağımlı hale
gelmiştir.
Paranoyalarımızdan kurtulabilsek hayatı kolaylaştıran bu
cihaz ve yazılımlar bulunmaz nimet.
Ama maalesef bugünkü dünyada bu mümkün değil.
Peki ne yapmalıyız?
Yapabilecek pek bir şey yok gibi sanki.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder