Fakültede öğrenmiştik bu denklemi.
Gelir sabit olduğuna göre; bu sabiti eşitliğin öbür tarafında bulunan iki kaleme paylaştırabiliriz en fazla.
Bu paylaştırılan rakam da en fazla eşitliğin sol tarafındaki rakam kadar olabilecektir.
Yani Gelir 100 birim ise, harcama ve tasarruf toplamı da en fazla 100 birim olur. Tüketiciye geliri sabitken, harcamayı azaltma ama tasarrufu artır derseniz bu matematiğe aykırıdır. "Hem harcamayı artırın, hem de tasarrufu" bu mümkün olmaz.
İkinci bir durum; zaten kredi borcu olan kişilere zorunlu tasarruf yaptırıp, bu tasarrufa da düşük getiri sağlamak demek, fakirden alıp zengine vermek demektir. Burada devlet katkılarını ihmal ediyorum. Çünkü bu katkıları elde etmenin şartları ağır. Nihayetinde dolaylı vergilerden oluşan bir bütçeden devlet katkısı yapıldığına göre, o vergiyi de daha çok dar gelirli öder oransal olarak.
Bireyin yaptığı tasarrufa yıllık yüzde on getiri sağlarken, almış olduğu krediye yüzde 20 faiz ödetmenin başka bir anlamı olamaz. Zaten tasarruf adı altında bireyden alınan tutar sermaye piyasaları mekanizmasına göre tekrar o kişiye kredi olarak dönmektedir.
O halde yapılması gereken eşitliğin sol tarafında bulunan geliri artırmaktır. Bunun formülü de belli. Katma değerli üretim, iç tüketime yönelik büyüme değil ihracata yönelik büyüme, kaliteli bir eğitim sistemi ve evrensel kriterlerde bir hukuk sistemi.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder