2 Kasım 2016 Çarşamba

Kredi mi Mevduattan, Mevduat mı Krediden?

Şuna benziyor bu deyim: Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan.
Kredi ile mevduat arasında da buna benzer bir karmaşa vardır.
Bize, bankaların aracılık yapan bir kurum olduğu öğretildi. Yani fon arz edenler ile fon talep edenler arasında köprü görevi görmek. Tabi ki bu arada piyasa yapıcısı pozisyonundan dolayı ucuza aldığı parayı daha pahalıya satar.
Öyle ise bankalar kredi verebilmek için mevduata ihtiyaç duyarlar. 
Aslında öyle değilmiş.
Biz muhasebeciler bankadan kredi kullanan bir firmanın muhasebesini yaparken, kullandığı kredi miktarını 102-Bankalar hesabına BORÇ, kredinin kısa vadeli olduğunu varsayarsak 300-Banka Kredileri hesabına ALACAK kaydı yaparız. Firma daha paraya elini bile sürmeden yapılan ilk işlem budur. Zaten kimse parayı nakit olarak çekip kasasında saklamaz. Para bir bankadan başka bir bankaya ya EFT/Havale yoluyla ya da nakit çekilen-nakit yatırılan yoluyla, sürekli bankacılık sisteminde kalır. Çoğu zaman para hareketi sadece bir muhasebe kaydından ibarettir. Muhasebe sistemi evrensel olduğuna göre, bankalar da buna benzer bir muhasebe kaydı yaparlar. Tek fark Krediler hesabına BORÇ, Mevduat hesabına ALACAK yazarlar. Bu kayıt mevduat ve katılım bankalarında böyledir. Kalkınma ve yatırım bankalarında ise ALACAK tarafı Müstakriz Fonları hesabıdır.
Bu muhasebe kaydına bakarsak, bankanın kredi vererek mevduat yarattığını görürüz, mevduat toplayıp kredi yarattığını değil. Peki mevduat için TCMB'ye yatıracağı yüzde 10,5 oranındaki zorunlu karşılık için ne yapar. Bunu da yine haftalık repo ve/veya gecelik borçlanma yoluyla TCMB'den borçlanır. Ya da şu an için geçerli bir sistem olan ROM (rezerv opsiyon mekanizması) sayesinde yurt dışından döviz veya altın borçlanarak bu tutarı ROK (rezerv opsiyon katsayısı) katsayılarına göre TCMB'ye yatırır. Ya da interbank (bankalar arası) para piyasasından borçlanır. Belirtmekte fayda var, ROM bankalar için bir opsiyondur, istediği zaman zorunlu karşılık tutarının TL karşılığını verip döviz veya altını geri çekebilir.
Peki neden ROM tercihinde bulunur bankalar. Bunun sebebi de döviz faizlerinin düşük olması. ABD'de faizler yüzde 0,5-1 seviyelerinde, Avrupa Birliği'nde ise sıfırın altında. Opsiyon mekanizmasında ana para için kur riski olmadığından bankalar için bu durum TL zorunlu karşılık yatırmaya göre çok daha karlıdır. Çünkü TL için mevduata verilen faiz yüzde 10-12 civarlarında iken, döviz faizi yüzde 2-3 oranlarında olabiliyor. Kur iki katına bile çıksa ROM tercihinin faiz maliyeti (döviz imkan dilimlerine göre değişmekle beraber) yüzde 5-6 civarında gerçekleşir. Bu sayede TCMB'nin döviz ve altın rezervleri de artmış olur.  
Bankalar krediyi hayrına vermezler. Bunun karşılığında faiz elde ederler. Kredilerden yüzde 3-4 gibi bir kısmı batak hale gelse bile net faiz gelirleri, faiz giderlerinin yüzde 50-60'ı civarında gerçekleşiyor. Yani batan kredi sonrası bile brüt satış karlılık oranları yüzde 60 civarındadır.

Bankalar için önemli olan Kredi'dir, Mevduat değil. Eğer kredi yaratmanın şartı mevduat olsaydı Japonya'da, Avrupa'da ekonomik daralma olmazdı. Çünkü bu ülkelerde bireyler harcama yapmayıp sürekli tasarruf ettikleri için mevduatları için negatif faiz alıyorlar.Yani bankalara koydukları para durduğu yerde azalıyor.

Bir banka düşünün ki; o bankaya sadece mevduat geliyor, ama hiç kredi talep eden yok, ne yapar bu durumda banka sizce. Mevduat için saklama parası alır mudilerden.

Kredi yaratmada ise sınır bankalar için sermaye yeterlilik rasyosu veya kaldıraç oranlarıdır. Bu tür kısıtlamalar olmaz ise kredi yaratmak için bankalar hiç bir şeye muhtaç değillerdir. Adeta bu konuda bir sihirbaz gibidirler.

Sürekli "tasarruf açığımız var, tasarrufları artırmalıyız." diyenler, bence "tüketim fazlamız var, tüketimi azaltmalıyız." derler ise bana göre daha tutarlı olur.

Son olarak; bankalar tasarruf değil, tüketimden yanadırlar. Mevduata ihtiyaç duymazlar, krediye ihtiyaç duyarlar.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder