9 Kasım 2016 Çarşamba

Kurumlar Vergisi Kanunu Olmasa Mı?

2015 yılında toplanan Kurumlar Vergisi 36 milyar TL. Bu rakamın beşte birini (sadece TCMB 2,35 milyar TL) bankalar ödemiş. Malum bankalar, devlet iç borçlanma senetlerinden ve özel sektöre açtığı kredilerden almış olduğu faiz gelirlerinden öder kurumlar vergisini.
Bankalar için karlılık analizinde önemli olan EBITDA (FAVÖK) rasyosudur. Bu yüzden bankalar ödediği bu vergiyi geriye ya da ileriye doğru yansıtır. Geriye yansıtması, mevduat faiz oranlarının düşürülmesi, ileriye doğru yansıtması ise kredi faiz oranlarının artırılması şeklinde olur. Hangisi gerçekçi ise o yöntem kullanılır. Yani ödedikleri kurumlar vergisinin büyük bir miktarını tahvil ve bono faizi yoluyla devletten geri alır. Bankaların ödediği bu vergi ticari işletmeler için maliyet, son tüketiciler için de daha fazla bedel ödemek anlamına gelmektedir. Yine 2015 yılında sadece genel bütçe faiz gideri (mahalli idarelerin ödedikleri hariç) 53 milyar TL olarak gerçekleşmiş.
Bankalar dışında kurumlar vergisi ödeyen işletmeler, reel sektörde mal ve hizmet üreten, istihdama en çok katkıyı sağlayan kuruluşlardır. Zaten devlet sürekli yatırım teşviği vererek bu kuruluşlardan daha az vergi almaktadır.
Üretim yapan, istihdam sağlayan, katma değer üreten ticari kurumların vergilendirilmesi yerine, kurumların sahipleri tarafından kar payı dağıtımı yapıldığında ya da yurt dışına transfer edildiğinde bir defaya mahsus vergilendirilmesi sanki daha uygun diye düşünüyorum.
Kurumlar vergisi oranı yüzde 20, vergi sonrası kalan kısmın dağıtılması halinde yüzde 15 gelir vergisi tevkifatı yapılmaktadır. Bu tevkifat nihai vergileme olmayabilmektedir. Beyan zorunluluğu olursa elde edilen kar payının yarısı vergi dışı bırakılmakta, vergiye tabi gelir artan oranlı (yüzde 15-35 aralığında) olarak vergilenmektedir. Ortak açısından elde edilen kar payı toplamda yüzde 30 ile yüzde 35 oranları arasında vergiye tabi olmaktadır. Bu durumda kurumların vergilendirilmesi yerine, ortakların kar payı dağıtımına bağlı olarak yüzde 30-35 civarlarında vergilendirilmesi hem kurumlar açısından finansman maliyetlerini düşürecek, hem de ortaklar lüks harcama yaparken iki kere düşüneceklerdir. Bu şekilde alınmasından vazgeçilen kurumlar vergisi yerine gelir vergisi tahsilatı artacaktır. İstihdamın, dolayısıyla sosyal güvenlik pirimlerinin ve ücretlerden kesilen gelir vergilerinin büyük bir kısmını bu kurumlar sağlamaktadır.
Mevcut haliyle muafiyet ve istisnalarla dolu olan kurumlar vergisi yerine gerçek kişilerin gelirlerini kavrayıp bir defada vergilemek daha uygun diye düşünüyorum. Gelir ve kurumlar vergilerinin birleştirilip tek bir kanun halinde çıkarılacağının tartışıldığı bu günlerde belki tartışılabilir bu durum.
Şirket sahipleri şirketin varlıklarını yasal olmayan yollarla kişisel servete dönüştürmekte, kasa ve ortaklar cari hesabında biriken bu tutarlar da iki üç yılda bir kanun çıkarılarak yüzde üç vergi karşılığında affedilmektedir. Bu durum dürüst çalışan firmalar için gerçekten büyük bir haksızlıktır. Yanlış yapanları ise hem cesaretlendirmekte, hem de ödüllendirmektedir. 
Sonuç olarak kurumlar yerine kişiler vergilendirilmeli ve her türlü bilgiye sahip olan devlet etkili bir denetim yapmalıdır. Bir de vergi affı literatürden çıkarılmalıdır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder