Bir ons altın 31,10 gram, ya da bir kilogram altın (1000/31,10=) 32,15 ons.
1944'ten 1971 yılına kadar 1 ons altın 35 USD idi, bugün itibariyle 1.150 USD. Yaklaşık olarak 33 katına çıkmış kırk beş yılda.
ABD 1971 yılında tek taraflı olarak parasını altına konvertibl olmaktan çıkardı, USD'yi dünya parası yapan bu 27 yıllık serüvendi.
Ülkeler iç piyasalarında kendi paralarını kullanırlar, bu sayede devlet senyoraj geliri elde eder. Yani matbaada bastığı kağıt para karşılığında piyasadan mal ve hizmet satın alır.
Ancak dış ticarette bütün ülkelerin itibar ettiği bir para olmalıydı. Yerel paralar dış ülkelerde itibar görmüyordu çünkü. Burada da insanlık tarihi kadar eski olan altına itibar öne çıktı.
Dış ticarette, özellikle endüstri devriminden sonra altın kullanılmaya başlandı, ancak bu da dış ticarette açık veren ülkelerin aleyhine oldu. Açık veren ülkeler bütün altın stoklarını tükettiler ve bu yüzden ithalat yapılamadı. Buna da çözüm buldular tabi ki; açık veren ülkeler fazla veren ülkelerden altın borç aldılar.
Ancak altın miktarını piyasanın ihtiyacına göre artırmak zor idi, zira altın çıkarmak hem zor hem de çok yüksek maliyetli bir işlemdir.
Endüstrinin ihtiyaci olan kısmı hariç, altın çıkarmak bana göre gereksiz, hatta israftır. Dünyada açlıktan ölen insanlar varken altın çıkarmak mantık dışıdır. Bir ons altının çıkarma maliyetinin 1.000 USD civarında olduğu belirtiliyor. Yani bir kg altın için 32.150 USD para harcanıyor. TCMB'nin 500 ton civarında altın varlığı olduğunu düşünürseniz bu altının çıkarma maliyeti (500*1000*32.150=) 16 milyar USD civarındadır. Bir de dünyadaki tüm altın miktarını dikkate alırsanız ne büyük bir israf olduğu anlaşılır.
Burada "kağıt para itibaridir, yenmez içilmez" diyenlere sormak isterim; altın da itibari değil midir? Altın da yenmez içilmez zira. İnsanlar altına itibar ettiği için altın itibarlıdır. Teneke itibarlı olsa idi, teneke toplayanlar kuyumcular gibi olurdu. Bana göre demir madeni altından daha değerlidir, olmasa insanlık medeniyeti bu kadar gelişemezdi. Altın için bunu söylemek imkansızdır, zira medeniyetin gelişmesinde bir katkısı yoktur.
Ülkeler dış ticarette açık verdiği sürece, yani ayağını yorganına göre uzatmadığı sürece, ha altın, ha dolar, ha diğer ülke parası ile dış ticaret yapılsın sonuç değişmeyecektir. Denge olmadığı için arz talep kanunu devreye girecek ve az olan değerlenecek çok olan değer kaybedecektir. İthalat yapabilmek için o ülkeden kendi yerel parasını borçlanmak gerekecek bu defa o ülkeye faiz ödenmeye başlanılacaktır. Bir çok ülke ile dış ticaret yapıldığını dikkate alırsak hangi ülke parasına ne kadar ihtiyaç olacağı da ayrı bir sorun olacaktır. Altın ya da diğer ülke parası olsun farketmez, üretim miktarlarındaki değişmeler fiyatlara etki etmeye devam edecek ve dış ticaret daralabilecektir.
Çözüm ise bana göre gereksiz tüketimden kaçınmak ve cari açık vermemektedir. Cari açık gibi cari fazla da istikrarsızlık yaratabilmektedir, yerel paranın değerlenmesi gibi. Bu da ihracata olumsuz etki yapar.
"Borç yiğidin kamçısıdır", "borçlanma kaldıraç etkisi yapar", "şirketler karını değil değerini maksimize etmek için borç almalıdırlar" gibi yargılar borçlanmayı cazip hale getirmiştir. "Borç alan emir de alır" atasözü ise dikkate alınmamıştır. Günümüzde dünya siyasetinin en büyük ve etkili silahı finans olmuş ve çok borç alanlar bağımsızlıklarından taviz vermek zorunda kalmışlardır.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder